Her gün işe giderken toplu taşıma araçlarını kullanıyorum; sabahın yoğunluğunda otobüsler adeta bir akım gibi akıp gidiyor. Bu kalabalıkta, kendime küçük bir oyun kurmaya karar verdim: her yolculukta bir hedef seçip, onunla yakınlaşmayı denedim.
Bir sabah aynı durağı paylaşan genç bir kadına yöneldim ve onun arkasına doğru hafif bir temas kurmaya başladım. Başlarda sessiz ve temkinli ilerledim, amma ve amma bu yakınlık bana beklenmedik bir tat verirdi. Yolculuk ilerledikçe, aramızdaki mesafe küçülüyor, ikna edici bir yakınlaşma hissediliyordu. Gözlerimiz buluştuğunda, bakışlarındaki merakı fark ettim ve o da bana karşı aynı içgüdüyü hissettirdi.

İlerleyen anlarda, ikimizin arasındaki sürtünme, beni tam anlamıyla uçurmaya yetti. Kıyafetin ince dokusu altında bedenlerimizin birbirine daha çok yakınlaştığını hissettim; bu yakınlık bizi daha da cesaretlendirdi. Artık sadece bedenlerimiz değil, ruhlarımız da birbirine karşı sessizce bağ kuruyordu.
Takip eden dakikalarda, hareketlerimizin ritmi arttı ve yolun geri kalanı boyunca kendi kendimi disipline etmekte zorlandım. Elimle karşı tarafın ısınan tepkisini takip ederken, bu deneyimin bana verdiği yoğun duyguyu kelimelere dökmekte zorlanıyorum. Keşke numarasını alıp yeniden görüşebilsek dedim; fakat şehir bu arzuya izin vermedi ve kısa sürede yollarımız ayrıldı.
Sonuç olarak, bu kısa karşılaşmanın bende bıraktığı etki, günlük rutinin netliğini sarsan bir deneyim oldu. Her şey hızla geçerken, bu anın sıcaklığı ve tüm duygusal yoğunluğu içimde kalıyor.