Bir köy gününün sıcak ışığı altında, ikimizin arasındaki mesafenin ne kadar ince olduğunu fark ettim. Eniştemle aramdaki yakınlık, uzun süredir sessizce büyüyor ve ben her an onu yaklaşmaktan alıkoymaya çalışıyordum. Ama köyün sakin ritmiyle her şey değişti; artık kaçış imkânı kalmamıştı. Meyve toplarken birbirimize yaklaşan bakışlarım, içimdeki gerilimi artırdı ve onun dokunuşlarıyla birlikte kontrolümü yavaşça kaybetmeye başladım.

Bir anda elleri eteğimin altına doğru kaydı ve beni kendi akışına bıraktım. İçimdeki ılık suların yükselişi, bana karşı dürüst olan arzuyu ortaya çıkardı; bacaklarım kendiliğinden hafifçe titremeye başladı. Gözlerimiz birbirine kilitlenmişken, elleri yavaşça yukarıya kaydı ve amıma doğru yöneldi. Kendimi ona bırakmaktan başka çarem olmadığını hissettim; dışarıdan gelecek sesler ve sözler beni korumaya çalışsa da içimdeki çağrıyı susturamayacaktım.
Ve sonra her şey hızla gelişti. Eniştem, kendi sınırlarını zorlarken ben de buna karşı koymadım; olması gerektiğini düşündüğüm şey buydu. Elimi tutup yolumu değiştirmek istemedim; bu anın doğallığına izin verdim. Külotumun üzerinden alsında da, içimdeki gerilim artık havaya dönüştü ve onun hareketleriyle birleşen hislerimiz bizi daha ileri taşıdı.
Çimenlerin üzerinde uzandık ve etrafımız sessizliğe büründü. Sirtimdeki sıcaklık ve ritmin artışı, her şeyin bittiğini değil, yeni bir başlangıcın habercisi olduğunu hissettirdi. Günün son ışıkları altında ikimiz de yorgun ama tatmin olmuş farkındalıkla dinlendik; vişne ağaçlarının gölgesinde birbirimizin nefeslerini dinlerken, bu karşılaşmanın unutulmayacak bir anı olduğuna karar verdim.